DergilerYurtsever Gençlik
KENDİ TARİHİMİZİN OLUŞTURUCUSU VE YAZICISI OLACAĞIZ

Baran Mawa✍️
Önder Apo “varlık mücadelesi kazanıldı, sıra özgürlük mücadelesinde” dedi. Peki nedir bu varlık? Neyi kazandık? Elbette ki kazanılan anlaşılmazsa özgürlüğü de sağlanamaz. Kazanılan Kürt olarak var olabilme, yaşayabilme mücadelesidir. Öyle ki TC’nin kurulması ile birlikte Kürtlük benzeri az görülmüş bir imha ve inkar saldırısı altında kaldı. Önder Apo Kürt tarihini başlıca şu evrelere ayırmaktadır:
1-Proto Kürt Tarihi (Med İmparatorluğunun Pers hakimiyetine girdiği döneme kadar gelen süre)
2-Örtük Kürt Tarihi (Med İmparatorluğunun Pers hakimiyetine girmesinden, Osmanlı’nın son dönemlerine -1800’lere- kadar gelen süre)
3-İmha ve İnkar Tarihi (Osmanlı’nın son dönemlerinden ve ardından TC’nin kuruluşundan Apocu çıkışa kadar gelen süre)
4-PKK Tarihi (Apocu çıkıştan günümüze kadar gelen süre)
Aynı zamanda Önder Apo bundan sonraki Kürt tarihini de demokratik ulus tarihi olarak tanımlamaktadır. Demokratik Kürt uluslaşmasını gerçekleştirecek ve bugüne kadar dışımızdakiler tarafından yazılan kendi tarihimizin oluşturucusu ve yazıcısı olacağız. Ulus bilincimizi doğru bir sorgulamadan geçirebilmemizin ve yeterli bir düzeye kavuşturabilmemizin en iyi yolu 3. ve 4. Kürt tarih evrelerini yeterli düzeyde kavramak olacaktır. Yani Kürdü imha ve inkar tarihi ile bu imha ve inkara son verip varlık mücadelesini kazanan Apocu mücadeleyi ve PKK tarihini anlamak gerekmektedir.
Kürt ulusal gerçekliğinin henüz oluşumu tamamlanmamışken karşı karşıya kaldığı Kemalist imha ve inkar saldırıları, ulusal bilinci aşınmaya ve çözülmeye uğratmıştır. Bir arada uygulanan fiziki ve kültürel soykırım, Kürt olarak kalabilmeyi adeta kefenini koltuğunun altında taşımak anlamına getirmiştir. Böylesi bir süreçte yola koyulan Önder Apo daha o günlerde şu an varmış olduğumuz ulusal düzeyin ilk adımlarını atmıştır. Önder Apo öncülüğünde PKK mücadelesi ile on binlerce yoldaşın şehadetinin yanı sıra halkımızın sürgünlere, esaretlere ve katliamlara rağmen ortaya koyduğu direniş bugün Kürdistan’da hakim çizgi ve kültür durumundadır.
Yurtsever Kürt Gençliği bu tarihi bilmeli ve özümsemelidir. Nereden geldiğini bilmeyen nereye gideceğini de bilemez ve sahte yön tayin ediciler tarafından saptırılır. Kimlik bilinci gelişkin olmak demek; kendini bilmek demektir ve unutulmamalıdır ki kendini bilmek tüm bilmelerin temelidir. Bilme, yaşama kavuşarak bilince dönüşür. Bu yönüyle ulusal bilinç kişinin ulusal değerleriyle yaşaması anlamına gelmektedir. Kürt gençleri ulusal değerlerinden beslenmeli, Xwebûn yani kendi olmanın mücadelesi içerisinde olmalıdırlar. Motivasyon kaynağı bu şekilde belirlenmelidir. Şayet kendi olmanın motivasyonuna ve hazzına varılmazsa, bunun moral ve heyecanı yaşanmazsa, aksi durum yani kendinden kaçış ve uzaklaşma gelişir. Bu da oto-asimilasyondan başlayıp judenratlığa dek uzanan bir savrulma ve yok oluşun kendisi olacaktır. -Judenratlık yalnızca objektif olarak düşmana hizmet etmekten ibaret bir durum değildir. İçeriden düşmanı üreten her türlü zihinsel, duygusal ve pratik söylem ve eylem olmaktadır. Eğer Kürt gençleri ulusal kimliği ile yaşamıyorsa kendimizi çok ciddi bir sorgulamaya tabii tutmamız gerekmektedir. 50 yıldır savaşılan bölgesel ve küresel güçlere dahi kabul ettirdiğimiz varlığımıza dört elle sarılmıyor ve onu yaşamıyorsak; soykırım çarkında öğütülüyoruz hatta o çarkın dişlileri haline geliyoruz demektir.
Bulunduğumuz konumu ve söz konusu ihtiyaçları bu şekilde belirledikten sonra, neyi nasıl yapacağımızı ortaya koyabiliriz. Öyle ki varılmak istenen yeri belirlemek kadar durulan yeri belirlemek de önemlidir. İlk olarak başat ulusal değerimiz ve önderimiz olan Önder Apo’yu doğru anlamaya çalışmak ve uygulamak gerekmektedir. PKK öncesi kendisini Kürt Hareketi olarak ifade eden onca örgüt olmasına rağmen hiçbiri Bakûr özelinde doğuya yol, elektrik, fabrika istemekten, Kürdistan genelinde ise dar aile ve aşiret çıkarlarının peşine düşmekten öteye gidememiştir. Emeklerini de görerek somut durumlarını bu şekilde ortaya koyup Önder APO hakikatini anlamaya çalışmak ilk görevimiz olmaktadır. Böylesi bir gerçeklik gün gibi ortadayken Önder APO’nun Kürt halkı için verdiği ve vermeye devam ettiği mücadeleyi karalamaya çalışanlar olmaktadır. Yaklaşmakta olan 9 Ekim Uluslararası Komplonun 28. Yıl dönümü vesilesiyle de her yerde eylemsellikler gerçekleştirilmelidir. İçerisinde bulunduğumuz dönem anı anına Önder Apo ile yaşama anıdır.
Bir diğeri ise; Kürtçe’yi öğrenme ve öğretme olmaktadır. Genel itibariyle Kürt kültürü ile yaşanmalı, özelde ise Kürtçe dili yaşamda hakim kılınmalıdır. Dil kültür komünleri örgütlemek, yanı sıra hali hazırda var olan dil kurumlarını da aktifleştirmek gerekmektedir. Sömürge olmayan halklarda gündelik dil, başta anne olmak üzere doğal ve sosyal çevre ile ilişkiler neticesinde öğrenilir. İşin akademik kısmı ise sonradan kurumsal eğitim ile sağlanır. Ancak Kürt realitesine baktığımızda doğal seyir ortadan kaldırılmıştır. O yüzden bilimsel, edebi, tarihsel vb. alanları bir kenara bırakalım, gündelik yaşamda dahi Kürtçe dili konuşulmaz hale getirilmeye çalışılmaktadır. O yüzden dil çalışmalarını seferberlik düzeyinde yürütmemiz, her evi ve köşe bucağı birer dil eğitimi alanına çevirmemiz gerekmektedir.
Bilinçaltına kadar yerleşen kendinden kaçış ve egemen kültürü yaşama hali ile ısrarlı ve sürekli bir mücadele içerisinde olmak gerekir. Rüyalarımızın dahi dili eğer Kürtçe değilse ya da ağırlıkta Kürtçe değilse o zaman herkes şapkasını önüne koyup düşünmek durumundadır. Ne durumdayız ve nasıl olmamız gerekmektedir? Her canlının kendine has bir iletişim ve ilişki dili var iken ve biz dilimizi konuşmanın, öğrenmenin ve yaşamanın olanaklarına sahip durumda olmamıza rağmen bunu yapmıyorsak kendi olmaktan-xwebûn-dan bahsedemeyiz. Bu durumun içerilmesi ile bireyin kendisi egemen dili tercih eder ve ona yönelir. Çünkü egemen olmasından ötürü resmi imtiyazları fazladır ve kişi bunlardan istifade etmek ister. Dil özelinde tüm belirttiklerimize dair şu hikaye öğreticidir. Usta öğrencisine “insanın içinde iki kurt vardır biri iyiyi ve güzeli, diğeri ise kötüyü ve çirkini temsil eder ve bunlar sürekli birbiri ile savaşırlar” der. Öğrenci “peki hangisi kazanır” diye sorar. Usta der ki “hangisini beslersen o kazanır”. Var olan Kürt ulusal gerçekliğinde kendin olma ve kendinden kaçış birbiri ile savaşan iki kurt misalidir. Hangisi beslenirse kazanan o olacaktır.
Gençler toplumun ve halkın devamlılığının teminatıdır. Ancak genç kadınların rolü ve önemi ayrıca anlaşılmalıdır. Ulus devletler ve iktidarlar kadını irade ve birey olarak görmekten ziyade yarının annesi ve çocuk doğurucusu olarak ele alır ve kadına dönük politikasını böyle belirler. Kadına bu misyon üzerinden yaklaşıldığından ötürü kadını asimile etmek ve xwebûn olmaktan uzaklaştırmak demek; onunla birlikte çocukları ve aileyi de asimile etmek anlamına gelmektedir. Genç kadınlar kendisi olmaktan çıkarılarak aile ve toplum içerisinde birer truva atı misali kullanılmak istenmektedir. Bu biçilen anti-kadın role karşı genç kadınlar başta olmak üzere tüm gençler varlık ve bilinç mücadelesini yükseltmeli, kendisini ulusal değerleri etrafında sürekli eğitmeli ve donatmalıdır.
Önder Apo Kürt uluslaşmasını sağlamış, bunun ideolojik temelini Kürt Aklı olarak belirlemiştir. Her Kürt genci bunun motivasyonunu ve moral değerini yaşayarak kendisini demokratik ulus örgütlülüğüne katmalı ve bu örgütlülüğü büyütmek adına canla başla mücadele etmelidir.




