Genel

Popüler Kültür Saldırılarına Karşı Gençlik Nasıl Direnmeli?

Mawa Torî

Kürdistan ve Kürt halkı üzerinde dünyada eşi olmayan bir kültürel soykırım (özellikle de 13 Şubat 1925’ten bu yana) yürütülmektedir. En tehlikeli biçimde, kültürkırım düzeyinde yozlaştırma geliştirilmektedir. En önemlisi de Kürdistan gençliği bu büyük yozlaştırma harekâtının boy hedefi durumundadır. Kürdistan tarihsel toplumsal kültüründe rastlanmayan düzeyde anavatandan kaçış, sömürgeci egemenlerin diline sevdalanma, ulusal-toplumsal kimliğini inkâr, uyuşturucu kullanımı, fuhuş, kumar, egemenlere özenme, cinsel sapkınlıklar vb. sömürgeci egemenliklerin ajan kurumları eliyle son derece planlı bir biçimde geliştirilip yaygınlaştırılmaktadır. Zindanlar tarihte olduğu gibi günümüzde de ehlileştirme, asileri sömürgeci sisteme entegre etme merkezleri olarak rol oynamaya devam etmektedir. Anaokulundan üniversitelere kadarki asimilasyonist eğitim kurumlarının hepsi Kürt ve diğer etnisetelere mensup çocuklarla gençleri Türkleştirmek, Araplaştırmak, Farslaştırmak için en ince ayrıntılarına değin programlanmış politikalar uygulamaktadırlar. Okul dışı zamanlarda da bu politikaların aralıksız sürdürülmesi için internet kafeler, kafeler, parklar, sinemalar ve stadyum gibi yaşamın hemen her alanı özel savaş mevzileri olarak değerlendirilmektedir. TV dizileri, “sosyal programları”, magazin vb. ile aile ocakları bile sömürgeci ajitasyon ve propaganda bombardımanı altında tutulmaktadır. Tüm bunların eksik bıraktıklarını tamamlamak üzere spor, özellikle de futbol, sanat, özellikle de müzik ve reklamın her türü devreye sokulmaktadır. Zaten adı geçen tüm bu politikaların topluma yedirilmesinde kurumsal olarak reklam sektörü başrolü oynamaktadır. Reklam popüler kültürün olmazsa olmazıdır. Algı yaratma ve yönetmenin en güçlü araçlarının başında reklam ve reklamcılık gelmektedir. Sanıldığının aksine toplumları siyasi partiler ve liderler değil, algı oluşturma ve yönlendirme tekelini ellerinde tuttuklarından daha çok reklam şirketleri yönetmektedir denirse, bir gerçeklik ifade edilmiş olur. Bu gerçeklik, başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere dünyanın birçok ülkesindeki seçimlerin dev reklam şirketlerinin yarışmasına dönüşmüş olmasıyla da kanıtlanmaktadır. Seçimlerde halkın tercihlerinden çok, algı yaratma ve algı yönetimi yöntemleriyle reklam şirketlerinin, sermaye ve iktidar tekellerinin istedikleri parti ve liderler halka seçtirilmektedir. Reklam sektörü en çok kar sağlamasının yanı sıra, siyasi iktidarları kontrol altında tutmakla da öne çıkmaktadır. Reklam projesi oluşturulurken, ‘algı farkı yaratma’ felsefesiyle hareket ederek sonuç alabiliyorlar. Temel yöntemleri, tüketiciye “bu markada benden bir şeyler var,  beni anlıyor, benim gibi düşünüyor” duygusunu vermektir. Tüketici kesimde bu algıyı yarattıktan sonra istediği gibi yönlendirebilir. Ekonomi, sanat,  spor, barınma, ulaşım, cinsellik; yani yaşamla ilgili akla gelebilecek her şey popüler kültürün nesnesi olarak değer bulur. Sistemi meşrulaştırdığı oranda değerlidir. Asıl önemlisi konunun ideolojik boyutudur. Toplumun günlük olarak kendini ve kendine ait olanı kendine, yaşam tarzı ve tarihine uygun olarak üretebilmesi popüler kültür yoluyla engellenmektedir. Dahası, kapitalist modernite sürecinde toplumlar ve kültürler tarihsel üretim biçimleriyle birlikte yok edilmektedir. Modern üretim yöntemleri ve araçlarıyla (endüstriyalizm ve kitle iletişim araçları-medya) topluma ait tüm yerellikler tarihten silinmektedir. Bir yandan son derece planlı-programlı bir çabayla yerellik yok edilirken, diğer yandan ise sistemin propaganda araçları ve sözcüleri

yerelleşme ve yerel değerlerin korunmasından bahsedebilmektedirler. İdeolojik ve siyasi olarak yerelliği, toplumların özyönetimi bilincini ve uygulamasını yok ederek yaşam bulan kapitalist modernist sistem, en çok kadını ve gençliği reklam sektörünün nesnesi olarak kullanmaktadır. Gençliğin hep doğruyu, iyiyi, güzeli, yeniyi arayan ve ulaşmak için mücadele etme potansiyelini reklam sektörü kaldıraç gibi değerlendirmektedir. Yarattığı algılarla da gençliğin geleceğinin sanal dünyada olduğunu yaymaya çalışmaktadır. Hak, adalet, özgürlük, eşitlik gibi ülküler uğruna mücadele ile ahlaklıerdemli insan olmaya çalışmanın, bunun yol ve yöntemlerini aramanın beyhude, geri/gerici tutumlar olarak yansıtmak için büyük çabalar sarf etmektedir. Bu çabalarla gençliği ne ölçüde etkileyebilmektedir? Bu sorunun yanıtı gençliği sosyolojik bir gerçeklik olarak iyi tanıyarak verilebilir. Gençlik, demografik olarak çeşitli yaş grupları biçiminde tanımlanmaya çalışılmaktadır. Sosyolojik bir kesim olarak, tarihsel toplum ve kültür bağlamında değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Gençlik toplumsal bir formasyondur. Gençlik, salt biyolojik özelliklerden çok, toplumsal özelliklerini yaşayan ve yaşatanları tanımlar. Gençlik toplumun en dinamik, öğrenmeye ve dolayısıyla gelişmeye en açık, toplum aleyhine içeriden ve dışarıdan her türlü saldırıya karşı özsavunma yapmaya, isyan etmeye meyilli olan kesimdir. Dolayısıyla, toplum karşıtları için ciddi bir tehlike potansiyeli oluşturan ve pratik olarak da toplumun öncü gücüdür. Toplum ve kültür karşıtlığını sistematize eden Kapitalist modernite için tehlikeli olabilecek toplumun bu en aktif kesiminin etkisizleştirilmesi, dahası sermaye ve iktidar tekellerinin amaçlarının gerçekleştirilmesinin hizmetine koşulması için ellerinden gelenin fazlasını yapacaklarına kuşku yoktur. Popüler kültürün üretilmesi sürecinde gençlik, özellikle de genç kadın yıldızlaştırılarak, vücudunun her parçasına ayrı bir rol yükleyip ayrı bir fiyat biçilerek tam bir nesne haline getirilmektedir. Toplum bu üretim sürecinin dışında bırakılmaktadır. Çoğunluğun beğenerek istediği iddiasıyla piyasaya çıkarılan kültürel ürünler toplumsallıkla ve toplumun ölçüleriyle bağlantılı değildir. Bu ürünlerin içeriği ve mesajlarına bakıldığında bu durum daha net anlaşılır. İçerik ve mesajlarında cinsiyetçilik, devletçilik, iktidarcılık, milliyetçilik, bilimcilik, dincilik, kadercilik, karamsarlık, belleksizlik, rekabetçilik, taklitçilik, tüketicilik, egemenlere benzeme, onlara hayranlık duyma, kıskançlık, erotizm, pazarlamacılık, gösterişçilik, biçimcilik, köşe dönmecilik, amaca ulaşmak için her yolu mubah görme, bana necilik ve daha buna benzer yığınla özellik esas temaları oluşturmaktadır. Toplumun on binlerce yıl boyu lanetlediği, Kutsal Kitapların ve dinsel metinlerin haram saydığı özellikler özenilecek kişilik özellikleri haline getirilmektedir. Popüler kültür kimi zaman sisteme dönük eleştiriler de içermektedir. Ancak bu eleştiriler sistemin özüne ve yapısallığına dokunmamaktadır. Sistemin alternatifini de önermemektedir. Bu eleştiriler aslında sisteme duyulan toplumsal öfkenin yumuşatılması, statükonun savunulması ve meşrulaştırılmasına hizmet etmektedir. Bir başka deyişle toplumun öfke ve tepkisinin sulandırılması, direniş yerine muhalefet, isyan yerine protesto ikame edilmesine çalışılmaktadır. Özünde toplumun değişim arayan devrimci duygularının saptırılmasıdır. Bununla da anormal olanı normalleştirmek, sapkın olanı asıl gibi göstermek, toplumsal vicdan ve ahlaka karşıtlık içeren her şeyi ise popülerleştirilip kabul edilebilir hale getirmek istemektedirler. Diğer yandan gençlikte en üst temsilini bulan verili olanı sorgulama, yeniyi arama, haksızlığa/yanlışa tavır alma, zulme karşı direnme, bireyciliğe karşı toplumculuk, farklılıklara saygı, ilkeli ve değerlere bağlı olma gibi asıl toplumsal değerler gözden düşürülmeye çalışılmaktadır. Sonra da bu özelliklerin yanlış, kötü ve uzak durulması gereken tehlikeli ve geri özellikler oldukları ilan edilmektedir. Devrimcilik, örgütlenme istemi, sömürgeci politikalar ve devletin zulmüne karşı direnme, Kürt Özgürlük Hareketi’ni olumlama, gerilla, grevci işçiler, hak arayan emekçiler, cinsiyetçiliğe ve bunun devlet eliyle yürütülmesine karşı direnen kadınlar, askere gitmeyi reddeden gençler, kayıp anaları vb. bu tehlikeli duruşlar ve sahipleri olarak gösterilmektedir. Bunlar popülerleştirilmez, aksine gayri meşru ilan edilir, değersiz gösterilmeye çalışır. Değer ve değerli olan nedir? Sistemin öne çıkardığı ve popüler hale getirdiğidir. Popüler olan nedir? “Halkın tuttuğu ve sevdiği” olarak ilan edilendir. Popüler olmayansa, “Halkın tutmadığı ve sevmediği” denilenlerdir. Dikkat edilirse, popüler olan ve olmayan, kıymetli ya da kıymetsiz olan şeyler hep sistem tarafından belirlendiği halde, sanki halk tarafından belirleniyormuş gibi sunulmakta, böylece iktidarın istediği ve belirlediği şeyler halka mal edilmektedir. Gençlik söz konusu olduğunda ise bu politika çok daha incelikli olarak uygulanmaktadır. Bu belirlenim tarzını gençliğin tarzı olarak kabule, dahası teorize ederek savunmaya hazır satın alınmışlar da her zaman el altında bulundurulmaktadır. Sermaye ve iktidar tekelleri yönlendirdikleri, içeriğini, hedeflerini ve amaçlarını belirledikleri kültür endüstrisiyle popüler kültüre damgalarını vurmaktadırlar. Bu nedenle popüler kültür sorunu aynı zamanda kapitalist modernist sistem ile halklara karşı yürütülen kültürel soykırımı da içeren küresel bir sorundur. Yani popüler kültür, küresel hegemonik özel savaş merkezlerince esasları, hedefleri, yöntemleri, araçları belirlenen ve planlanarak uygulanan büyük bir kültürkırım ve toplumkırım hareketidir. Bu büyük kültür ve toplumkırım politikalarının hedefi tüm toplum olmakla birlikte, birincil ve en başta geleni gençliktir, kadındır. Ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelelerinde kadın ve gençliğin öncü olmalarının temelinde de bu gerçeklik vardır. Küresel sermaye ve iktidar tekelleriyle bölgesel hegemonik güçlerin büyük bir pervasızlıkla uyguladıkları bu kültürkırım ve toplumkırım politikalarını boşa çıkarmak, etkisiz kılmak; daha da önemlisi onların yerine halklarımızın farklılıkları temelinde eşitlik, özgürlük ve gönüllü birlikte yaşamını ören çalışmaların geliştirilmesi olacaktadır. Gençlik, kapitalist modernitenin göz alıcı ambalajlar içinde sunduğu sanal cenneti, insanlıktan çıkarıcı büyük yalana dayalı yozlaşmayı ve tüm biçimleriyle popüler kültürü reddetmeli; onun sunduklarının tersini yaparak özgün, otantik olana yönelmelidir. Kapitalist modernite ve onun meşrulaştırıcı aracı popüler kültüre karşı en güçlü direniş yerele, özgün olana, her şeyin aslına yönelmek biçiminde başarıya ulaşabilir ancak.  Halkların diline ve kültürüne karşı en ufak bir karşıtlık ya da düşmanlığımızın olması mümkün değildir. Sömürgecilerin zoraki asimilasyon politikalarıyla dilimizi unutturmak ve kendi dillerini zorla benimsetmek istemeleri halkların dillerine karşı bir düşmanlığın gerekçesi olamaz. Bir o kadar ısrarla belirtmemiz gerekir ki, yaşamın her anı ve alanında anadilimizi etkin olarak kullanmak da ertelenemez ve hiçbir gerekçeyle savsaklanamaz hakkımız ve görevimizdir. Anadiline bile sahip çıkamayanın hiçbir şeye sahip çıkamayacağı kanıt gerektirmeyecek kadar açıktır. Sömürgeci egemenlerin ekonomik, sosyal ve siyasal olarak Kürdistan’ı insansızlaştırmak amacıyla mecburi iskan, sürgün, ekonomik nedenlerle göç ve en son 37 yıllık savaş sürecinde köylerimizi yakıp yıkarak anavatanla bağımızı koparmaya çalışmaları nedensiz değildir. Bu nedenle de, düşmanlarımıza inat Anavatana tutku düzeyinde bağlanmak esastır. Yurtseverliğin olmadığı yerde ne onur, ne sosyalizm ne de insanlık vardır. Sömürgeciliğe karşı büyük bir öfke duymadan güçlü bir mücadele içine girmek mümkün değildir. Düşman kavramını güncellemek, dostumuza dost, düşmanımıza da tam düşmanlık yapmak durumundayız. Türk, Arap, Fars toplumları ve tüm komşu halk topluluklarıyla farklılıkları temelinde eşitlik, özgürlük ve gönüllü birlikte yaşamın geliştirilmesi için üzerimize düşen tüm çabaları sergilemeli. Ancak, egemen sömürgeci rejimlerin de ortak düşmanımız olduğu gerçeğiyle mücadele geliştirmemiz gerektiği açıktır. Bunun da yolu yurtseverliğe iman derecesinde bağlanmaktan geçer. Popüler kültürün asıl etki alanları, merkezi kentlerdir. Bu tespitten kırsalın etkilenmediği anlamı çıkarılmamalıdır. Ama başat olduğu alan kentlerdir. Kentler toplumsallığın, otantik kültürel değerlerin yutulduğu alanlardır. Türk egemenleri ve sözcüleri sık sık “En büyük Kürt kenti İstanbul’dur” derler. Bunu da Kürtlerle Türklerin ne denli iç içe geçmiş olduklarını kanıtlamak için söylerler. Biz rahatlıkla “En büyük Kürt mezarlığı İstanbul’dur” diyebiliriz. Kürtlüğün adı, dili, kültürü, toplumsallığı ile öldürüldüğü, yok edildiği en büyük çukurdur İstanbul. 4500 kadar köyümüzün yakılıp yıkılmasının stratejik hedefini doğru tespit etmemiz yaşamsal önemdedir. Köylerinden kaçırtılan insanlarımız başta yakın çevredeki kasaba ve şehirlere, giderek Türkiye’nin metropollerine göçmek zorunda kaldılar. Tüm birikmiş değerlerine el konulmuş halde sürgüne gönderilen milyonların açlıkla terbiye edilerek sömürgeciliğin kölesi olacağı hesaplanmıştı. Varoşlarda NAN’a muhtaç olacak insanlarımız en tortu işlerde karın tokluğuna her işe koşturulacaklardı. Bu durumda yapılacak en doğru şey, 3 milyonu aşan insanımızın köye dönüşlerini örgütlü tarzda gerçekleştirmektir. Gençlik özellikle de bu konuda belirleyici bir rol oynayabilir, oynamalıdır. Yakılıp yıkılan köylerin yeniden inşasında, korunmasında ve komünal-ekonomik ve ekolojik yaşamın inşasında aktif olarak yer alabilir, almalıdır. Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa stratejisinin yaşam bulması da gençliğin bu rolünü oynamasına bağlıdır. Popüler kültürün panzehiri otantik kültüre sadık kalmak, güncellemek ve yaşatmaktır. Halklarımızın folklorunun güncellenmesi; yok olmaya yüz tutmuş çîroklarının, klamlarının, destan ve serhildan yaşanmışlıklarının gün yüzüne çıkarılması popüler kültürün önünü alacak ilk adımlar olarak değerlendirilebilir. Yaklaşık 40 yıllık mücadele ile yaratılan değerlerin roman, destan, şiir, deneme ile edebiyatının; tiyatro, sinema, müzik, resim, heykel vb. ile devrimci sanatını geliştirmek devrimin olmazsa olmazı olarak ele alınmalıdır. İçeriden ve dışarıdan, nereden ve kimlerden gelirse gelsin mücadelenin kazanımlarına, halkımızın ulusal demokratik hak ve özgürlüklerine dönük her türlü saldırıya karşı, saldırının niteliğine bağlı olarak yaşamın her anı ve alanında öz savunmayı geliştirmek yaşama hakkını kazanma ve kullanmanın yegâne yoludur. Kürdistan’da yürürlükte olan sömürgecilik dünyanın en vahşi, en kural tanımaz, en katliamcı, en soykırımcı rejimlerince uygulanmaktadır. Hitler’e bile ilham kaynağı olmuş soykırımların mimarı bir anlayışın -beyaz yeşil renkleri dahil- hala iktidarda olduğu rejimler altında insan onuruna uygun bir yaşam öz savunmasız mümkün değildir. Bunun da başat öncü gücü gençliktir. Popüler kültüre karşı en güçlü duruşun nasıl olacağı mücadele tarihimizde abideleşmiş şehitlerimizle somutlaşmıştır. Başta Şehît Ali Çiçek, Şehît Sefkan, Şehît Mizgîn, Şehît Selçuk, Şehît Delîla, Şehît Erdal en güçlü savaşım abideleri olarak gençliğin yol göstericileridir. Önder APO “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü” (Kültürel Soykırım Kıskancında Kürtleri Savunmak) adlı eserinde Derwêşê Ebdî’ye hitaben yazdığı dizeler aslında tüm gençlik için bir çağrı niteliğindedir. Kürdistan’ın tüm gençleri, Derwêş ve Edûlêleri Önderliğin istediği mekanlarla buluşarak arınmak, arınarak yücelmek ve dönemin görev ve sorumluluklarına sahip çıkmak durumundadırlar. “Her kuş kendi sürüsüyle uçar” denir. Kürtçe de ise “Her gîha li ser koka xwe şîn dibe!” deyimi önemlidir. Kürdistan gençliğinin de kökü, Kâbe’si ülkesidir. Nan’ın Ülkesine, kültürleşmenin, toplumsallaşarak insanlaşmanın kaynağına dönmek, doruklarda kartal gibi süzülmek ve şahin gibi dalışlar yapmak varken, kapitalist modernitenin izbelerinde sürünmek niye?

Related Articles

Close