DergilerYurtsever Gençlik

ÖZGÜRLÜĞE ERİŞMENİN TUTKUSU

Faraşîn Sîdar✍️

Bir Alamut hikayesi değil bizimkisi. Bilinmeyen, görülmeyen ve ütopik bir cennet vaadiyle değil, özgürlüğe erişmenin tutkusuyla savaşıyoruz cennet topraklarında. Uğruna ölmeyi göze alabilecek kadar çok sevdiğimiz bu yaşamda, dünyanın tüm kirliliklerinden arındırılmış zamanın güzelliklerini, çocukların tebessümlerine sığdırmak için kavga veriyoruz.

Bizim adanmışlıklarımız, demokrasinin ve insani değerlerin olmadığı sömürgeci devlet ordularındaki gibi sahte gerçeklikler üzerine kurulu değildir. Kapitalist Modernite sisteminin ideolojik varyasyonları olan cinsiyetçilik, dincilik ve milliyetçilik toplumun her hücresine o kadar nüfuz ettirilir ki, toplum bu yıkıcı savaşları kendi lehinde bir kurtuluş savaşı olarak değerlendirir. Hatta bu savaşların varlığına tapar hale gelir. Bu savaşım içerisinde olmazsa yitip gideceğine inandırılmıştır. ‘‘Vatan, bayrak elden gidecek’’ nâralarına zihinleri ve duyguları tutuk bir şekilde kulak verirler. Bu yıkıcı, tüketici, halkları birbirine düşmanlaştıran savaşların yalnızca devletin küçük bir üst kesimine rant sağladığını ve onları beslediğini bilmeden!

Gerçeklik nedir ki aldatılabilecek bir duruma evrilebiliyor? Doğruyu ve yanlışı ayırt etmede hangi gerçeklik adanmışlıklara kılavuzluk ediyor? Bu denli çeşitli, farklılıklarla dolu ve zengin bir evren içerisinde yaşayan toplumun bireyleri ortak bir gerçekliğin benimseyeni olabilirler mi? Eğer gerçeklik tüm bu çeşitlilik ve zenginliğin muhafaza edilerek oluşturduğu ortak insani değerlerle anlamın arayışı ise evet, gerçeklik tüm toplumu ortak zihniyette ve duyguda birleştirebilir. Aynı zamanda yaşamın gerçeklikleri, toplumsal çeşitliliğin ve farklılığın yadsınmasıyla beraber bir grup yönetici kesimin toplumu yanıltan ve aldatan kurgularına da maruz kalabilir. Toplum, tarihsel belleğin güçlü bir taşıyıcısı değilse şayet; devletçi uygarlık sisteminin çıkışından önce var olan ve bugüne kadar kendini sürdürebilen kollektif yaşamın farkındalığını kavramamışsa aldatılmaya açıktır. Aldatılmaya açık haldeki toplum, iktidarların manipülatif bağlanma biçimleri ve yöntemleriyle öldüren bir savaş makinesine dönüşebilir. Üstelik bunu doğruyu yaptığını düşünerek, bunu yapmaya adanması gerektiğini düşünerek yapar. Hiçbir vicdani, ahlaki ve insani duygu emaresi yoktur bu manipüle edilmiş adanmışlıkta.

21. yüzyılda insanlık, Apocu adanmışlığın tarihin hiçbir döneminde görülmeyen ve duyulmayan eylemlerine şahitlik etti. Bu adanmışlık maddi çıkarın, halkların emeğinin sömürülmesiyle kurulan egemenliğin gözetilmediği bir adanmışlıktır. Bu adanmışlık, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde, Cizre bodrumlarında, Sur sokaklarında, Auchzwisth’te, Çernobil’de, Gazze’de kana bulandırılan insanlık onurunun tekrardan insanlığa bahşedilme savaşının verildiği bir adanmışlık. Bu adanmışlık ihanete, işbirlikçiliğe ve soykırımcı zihniyete aman vermemek için kendini uçurumlardan atabilecek denli inanç yüklü bir adanmışlık.

Savaştıkça güzelleştiren ve güzelleştikçe sevdiren Apocu adanmışlık, Şehit Beritan’ın teslimiyete ve işbirlikçiliğe karşı fedai eylemiyle ispatladı, kadının sarsılmaz iradeyi kuşandığını. Şehid Beritan’ın gayesi ve yaşam umudu, halkına onlardan çalınan dilini, kültürünü, topraklarını ve varlığını geri vermekti. Onun adanmışlığı kadın yaratımlarını hırsızlayan Enkilere ve erkek egemen zihniyetin kuşandığı kastik katil gerçekliğine karşı, kadının yurdunu, Kürdistan’ı korumanın adanmışlığıydı. Onu teslimiyete çağıranları, Önder Apo’ya karşı sahte önderlik arayışında olanlara fedai eyleminin onurlu yaşama davet eden çağrısıyla karşılık verdi. Apocu adanmışlığın ihanetten paklayan, vicdana dokunan ve kanıksanmış sahte gerçeklikleri sorgulatan gücüyle, açtı kollarını sarılmak için ölümsüzlüğe…

Şehid Beritan’ın sevgiyi yaratan adanmışlığını kıblegahı olarak belleyenler de yeltendi aşk ile temas etmenin eylemine. Bir dağın birbirini tamamlayan görkemli ve uzun silsilesi gibi Şehid Ruken, Şehid Sara, Şehid Rojhat, Şehid Erdal, Şehid Rojger ve Şehid Asya Ali de gerçekleştirdikleri fedai eylemler ile adanmışlık silsilesinin bir parçası oldular. Onları böylesi sansasyonel ve erkek egemenlikçi devlet zihniyetini temelinden sarsan eylemin tereddütsüzce gerçekleştirilebilmesine yönelten, bu adanmışlığın doğurduğu cesaret ve özgür iradeydi.

Bir insanın kaygısızca, bedeninin her zerresini evrene yayabilecek cesareti göstermesi, aşka adanma istemi dışında ne ile açıklanabilir ki? Şehid Erdal’ın Önder Apo’ya ‘‘Hakikat Aşkım’’ diye hitap ettiği mektubunda bir ağaç ve fedailerin hikayesinden bahsedilir:

“…Ağaç kendini feda ederek en zor koşullarda yaprakların büyümeleri için büyük fedakarlıklar gösterir. Kış geldiğinde ise yapraklar da ağacın üşümemesi için dallarından düşerek ağacın zeminini kaplayarak ağaç için kendilerini feda ederler. Çünkü o yaprakları var kılan ağaçtı. Yapraklar da bu fedakarlığı karşılıksız bırakmamak için kendilerini feda ederler. Çünkü yapraklar bilir ki ağaç onların geleceğidir. Bir sonraki yaprakların yeşerebilmesi için kendilerini ağaç için feda etmelerini bilmektedirler. PKK de böyle bir harekettir. Bizi var kılan Önderlik oldu. Bizim de bu en büyük kendini adanmışlığa karşı en büyük fedakarlığı göstermemiz gerekir.” En büyük kendini adamışlığa karşı yapılan, en fedakâr eylemlerin tezahürüdür Apocu adanmışlık. Aşka temasın eylemine meyil ettirendir.

Kadının öz gücü ve öz bilinci etrafında örülü ahlaki ve politik bir toplum inşasına, hiçleştirilen varlığı kanıtlamaya ve özgürlüğe kapı aralamaya adanmış Apocu Hareket’in lügatında ölüm yoktur. Yaşamak ve yaşatmak için ten değiştirir. Başka bir formda ve başka bir ruhta kendini hep hissettirir. Yitip gitmez hiçbir zaman süreksiz ve geçişkenli zamanda. Evrene saçılan her zerresi, yoldaşlarının bilincine, ideolojisini ve inancını paylaşanların yüreklerine nakşolur. Silinmemecesine…

Related Articles

Check Also

Close
Close