Şehit Axin Mahir Dicle

Axin Mahir Dicle

Kod Adı: Axin Mahir Dicle
Adi Soyadi: Derya Karahan
Doğum Tarihi ve Yeri: 2005 Amed/Piram
Şahadet Yeri: 2015/2016 Cizira Botan

 

Şehit Baran Mawa: 

Axin arkadaş 2005’te canlı kalkanlarla birlikte katılan bir arkadaştır. Uzun süre Özel Kuvvetler’de kalıyor. Ardından 2012’den tekrardan gençliğe geldi. 2012 Kongresi’ne geldi ve yönetime de seçildi. Gençlik koordinasyonu oldu. Bir dönem de Ali Çiçek Akademisi’ne baktı. Ondan sonra Leyla Şaylemez akademisine baktı, bir devre. Axin arkadaş Cizre’de belli bir süre kaldıktan sonra abluka gelişti. Abluka geliştiğinde gençliğin bir akademisi var orada hala devam ediyordu. Onlarca arkadaş vardı ve gerçekten Cizre’nin yükünü biraz da gençlik kaldırıyordu. Ayrıca Axin arkadaş diğer alanlara karşı da sorumluydu. Diğer alanlarıda takip ediyordu, denetliyordu, perspektifini veriyordu. Axin arkadaşla başından beri diyalog içerisindeydik. 56’ıncı güne kadar da diyaloğumuz vardı, ilişkimiz vardı. Çok fazla heyecanlı, çok fazla sıcakkanlı, çok fazla umutlu bir arkadaştı. Daha ablukanın başlarında hep şunu diyorduk ona sen mi çok iyimsersin yoksa gerçekten durumunuz bu kadar iyi midir? Bu kadar kapsamlı bir operasyonda, bu kadar kapsamlı bir ablukada, bu kadar Türk ordusu bütün özel kuvvetlerini getirmiş Cizre’ye koymuş bunun karşısında siz çok ciddiye almıyorsunuz diyorduk. Ya gerçekten durumunuz çok çok iyidir ya da çok fazla iyimsersin diyordum ama gerçekten öyleydi. Şimdi abluka başladıktan sonra bir süre zaten cephe vardı, bir de cephenin gerisi vardı. O yüzden akademi dağıtılmadı.
25’inci güne kadar da akademi devam etti ve birçok arkadaş cepheye gitmemesi gereken birçok arkadaş 25’inci güne kadar cephe gitmediler. 25’inci güne kadar Axin arkadaşında cepheye gitmesini engelledik, durdurduk. Ama 25’inci günden sonra Yafes’in de bırakılmasıyla birlikte artık alan daralınca cephe gerisi ve sonu kalmadı. 25’inci günden sonra Cizre’deki tüm arkadaşlar cepheye gittiler. Axin arkadaşda dahil olmak üzere. Axin arkadaş zaten bizde hep böyle askeri duruşuyla, askerliği ile böyle önplana çıkan bir arkadaştı. Yani Özel Kuvvetler’de de kalmıştı. Ama duruş itibariyle, yoğunlaşma itibariyle askerliğe daha yakın olan bir arkadaştı, askeri bir duruşa sahip bir arkadaştı. O yüzden savaş, askerlik, cephe Axin arkadaşın hep daha fazla ilgisini çekmiştir. Teorik çalışmalar, siyasi çalışmalar, toplumsal çalışmalar çok Axin arkadaşın dikkatini, ilgisini çok fazla çekmiyordu ama askerlik konusunda yetkinleşmiş bir arkadaştı. Sadece duruşu değil, üslubu da biraz askeriydi. Axin arkadaş kısa, net ve keskin konuşan bir arkadaştı. Hiçbir zaman bir şeyi ifade ederken, üç cümleyi ard arda konuşmazdı. Ya bir kelimeyle ya üç kelimeyle ya da bir cümleyle ifade ederdi. Hatta üslubu o kadar keskin ve netti ki çoğu zaman eleştiri konusu bile oluyordu. Bazen bazı arkadaşlarda rahatsızlık yaratıyordu ama hiç kimse bir gün bile ben Axin arkadaşı anlamadım demiyordu. Çünkü çok anlaşılır bir dil, net ve sade bir dille konuşuyordu. Tam bir askerlik diliydi aslında. O konuda her yönüyle kendisini geliştirmiş, bir arkadaştı, askerlik konusunda. Yani üslubunu da yakalamıştı, tarzını da yakalanmıştı, duruşunu da yakalanmıştı.
Bazen toplumsal çalışmalarda üslubu sert kaçabiliyordu sert karşılanabiliyordu. Ama askerlikte tam olması gereken bir üsluptu ve şu dolaylı ifade etme diye birşey yoktu heval Axin’de, direkt ifade etme, söylediğini, düşündüğünü direk karşısındakine söyleyen bir arkadaştı. Ne olursa olsun bir eleştiri olsun, bir talimat olsun, bir uyarı olsun, ne olursa olsun bunu dolaylı değil direk yüzüne karşı söyleyen, bazen yüzüne vurarak söyleyen bir arkadaştı. Bu açıdan mesela heval Axin’in talimatları, söyledikleri perspektifler hep ne yapılması gerektiğinin net söyleyen bir tarza sahiptir.
Hasta olmasına rağmen bunun konuşulmasını sevmezdi. Hatta bunu konuşanlara karşı çok sert tepki gösterirdi. En az 10 defa tepki göstermiş. Biz demişiz heval Axin senin sağlığın nasıl, Diyor ne sağlığı niye soruyorsunuz sağlığımı, ben iyiyim. Yani hiçbir şey bunun önünde engel olarak görmüyordu, kabul etmiyordu. Özellikle askerlikle ilgili, savaşla ilgili, pratikle ilgili bir meselede hiçbir şeyi engel yapmıyordu. Kuzeye gittikleri zaman sormuştuk heval Axin sen zorlanmaz mısın? Kızmıştı gene sen niye bana öyle yaklaşıyorsun, niye bana hep böyle sanki yapamazmışım gibi yaklaşıyorsun diyordu. Ben dedim tamam ben bir şey dememişim sadece sordum. Gerçekten düşmana karşı öfkesi büyük olan bir arkadaştı. Düşman öfkesi çok fazlaydı. Bunun için savaşa ve askerliğe bu kadar eğilim göstermişti. Yani düşmana karşı savaşmak, darbe vurmak istiyordu, sürekli. Öfkesi büyüktü. Savaş başladığında ya da savaşın içerisine girdiğinden moral alan bir arkadaştı, sevinen, mutlu olan bir arkadaştı. Axin arkadaş Cizre’ye gittiğinde ve Cizre’de abluka olduğunda sevinen bir arkadaştı. Yani sevinci şundandı artık düşmanla savaşabilir, düşmana darbe vurabilir düşüncesiyle bu kadar sevinmişti. Arkadaşlar daha sonra anlatıyorlardı Axin arkadaş fiziken çok ciddi zorlanmıştı o süreçte. Hem sağlık sorunundan kaynaklı ciddi zorlanmıştı ama hiç kimse onun ne hastalığı olduğunu bilmiyordu. Söylememişti, söylemiyordu ve tek bir gün dahi bunu sorun etmemişti. En son arkadaşlar diyordu ayağa kalkacak durumda bile değildi ama yani bir gün bile bir şeyden geri durmadı.
Tabii birde heval Axin’in örgüt bağlılığı, örgüt algısı daha farklıydı. Örgütü olması gerektiği gibi algılamıştı. Çok böyle örgütü her şeye kadir olarak tanımlayan biriydi. Şöyle yapıyordu en tıkandığı, zorlandığı yerde bile diyordu ya örgüttür, örgüt bilir, örgüt yapar, örgüt çözer. Kobanê sürecinde de Şengal sürecinde de biz Axin arkadaşla her tartıştığımız da bunu yapıyor. Bizim aklımızın ermediği, gücümüzün yetmediği yerde diyordu ki ya örgüt yapar, örgüt büyüktür yapar. Yoldaşlığa önem veren bir arkadaştı. Hani son günlerde getiriyordu bütün arkadaşları tek tek benimle konuşturuyordu. Biraz son günlerde bile arkadaşları böyle görüştürmek, biraz moral almasını sağlamak onun için temel bir hedef olmuştu. Hep şunu diyordu en çok bu konuda işte biz yaralıları bırakamayız, yaralıları bırakıp geri çekilemeyiz, nereye geri çekileceğiz diyen arkadaş oydu. Bunda ısrar eden oydu. Şunu söylüyordu, hep beraber başladık, hep beraber bitireceğiz diyordu. Biz yaralıları bırakamayız diyordu.
O yüzden son güne kadar da, 58’inci günde de heval Axin şehit düşmemişti ve yararlı değildi. Ondan sonra uzun bir süre haber alamadık. En son öğrendik ki heval Axin 59 uncu günde şehit düşmüş, yani direniş bittikten bir gün sonra. Oradan çıkmış ama caddede suikastle şehit düşüyor.

Axin Mahir Dicle, mücadelenin solmayan papatyası…

Axin Mahir Dicle, “Telafisi olmayan tek acı yolunun amacını unutup yoldan çıkmaktır!’

Cizre direnişinin komutanı Axin Mahir Dicle, Derya Karahan 9 Ocak 1986’da ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gözlerini açar. Ailesi yurtsever olduğu için küçük yaşta düşmanın, şiddeti ile yüz yüze kaldı. Heval Axin ailesinden gördüğü mücadelenin takipçisi oluyor ve ailesiyle birlikte halk çalışmalarında yer alıyor. Uzun bir süre gençlik çalışmalarında yer alıyor.

15 Şubat 2004 Devletlerarası komplosunu protesto etmek amaçlı yapılan eylemlerde İşgalci Türk devletinin, faşizmiyle yüz yüze kalan Axin, 4 ayaklı minare de gözaltına alınıyor. 10 ay boyunca zindan da kalan Axin, zindandan çıktığın da çalışmalara daha fazla katılır. Ve zindandan çıktıktan sonra katılım kararı alır. 8 Haziran 2005’te gerilla saflarına katılır.

Katılmadan önce ailesine yazdığı mektupta Axin şunları dile getirir:  “Anne ve baba artık buralarda duramıyorum. Çocuklar kendi topraklarında öldürülürken ellerim kollarım bağlı izleyemiyorum. Her an tutuklanma durumunu yaşamaktansa özgür dağlarda bu çocuklar için mücadele etmek istiyorum. Her gün kadın ve çocukları öldüren bu devlete karşı direneceğim. Biliyorum ki beni anlayacak ve kararıma saygıyla duyacaksınız.”

Axin, yaşanan ihanetçi ve tasfiyeci yaklaşımlardan etkilenir ve bunlarla mücadele etmenin yolunu gerilla saflarına katılmakta bulur. 2005’in Eylül ayında Özel Kuvvetlerin temel eğitim devresine katılır. 2007’de yaralanır, Axin 2010’da Zagros’lara gider. 20015’ten 2012’ye kadar Özel Kuvvetlerde kalan Axin, 2012’de gençlik çalışmalarına gençlik yönetimi olarak gelir. Cizre özyönetim direnişleri başladığında Cudi’de olan Axin, Cizre’ye geçer.

Axin Mahir Dicle, mücadelenin solmayan papatyası, kadının direnen ve en güzel hali. Cizre komutanı… Yoldaşları onu anlatırken fedakarlığından, mütevaziliğinden, hayata ve kavgaya bağlılığından söz ediyor. Mücadeleyle bütünleşen Axin’i en iyi anlatan muhteşem direnişi olacaktır. Axin, Cizre özyönetim direnişinin 59. gününde yıldızların arasına karışır, umudun ve yıldızların yolu olur. Fırat olup akan Önder Apo’ya Dicle olur Axin, isyanın kadın hali olur. Dediği gibi sonuna kadar zalimlere karşı savaşır ve Kürt halkının direnen genç kadını olur. Kavganın adı olur, ‘Axin Mahir Dicle’

Gülmek sana yakışır – Axin Mahir Dicle

Cizre bağırıyordu: Direniş sonuna kadar direniş…

Bir direnişti onun yaşamı; yıllar önce Amed’in direnişçi Sur sokaklarında başladı. Sonra Amed kadınlarının mücadeleci yanı ona ‘devam’ dedi. Hiç yorulmadan sokak sokak dolaşarak, en başta kadınları örgütledi. Her yerdeydi Derya. Onun bu mücadeleci yanı düşmanı çok öfkelendirdi ve faşist tc onu en son durdurmak için tutuklayarak zindana attı. Ama Derya yoldaş bir an olsun durmadı, aşık olduğu yaşam için mücadeleyi mekan zaman farketmez, diyerek orada da sürdürdü. Zindandan çıktıktan sonra artık Deryan’ın mücadele azmi şehirlere sokaklara sığamıyordu. Ve sonra yüreğinde büyüttüğü özgürlük aşkını yaşamak için özgürlük dağlarına yol aldı.

Derya yoldaş özgürlük dağlarına gitmeden önce ailesine de bir not bırakarak ailesine de mücadele gerçekliğini anlattı ve gidişinin gerekliliğini şöyle dile getirdi: ‘Anne-baba ben burada artık dayanamıyorum. Kendi topraklarımda çocuklar katledilirken eli kolu bağlı şekilde izleyemiyorum. Her an tutuklanacağımı düşünerek yaşamaktansa özgür dağlarda katledilen çocuklar için mücadele yürütürüm. Çocukları, kadınları katleden bir devlete karşı en büyük mücadele orada verilir. Beni anlayacağınızı düşünüyor ver kararıma saygı duyacağınızı biliyorum.” Ve bu dağlarda Derya ismi Axin Mahir Dicle oldu. Mahir ismi ona kardeşinden  kaldı, kardeşinin mücadelesini de sürdürmeye kararlıydı.

Onun için kadın özgürlüğü, Önderlikten sonra gelen kırmızı çizgiydi

Özgürlük dağlarını karış karış dolaştı. Her nefes alışını Önderliği hissederek soludu. Her demli bir çay içtiğinde ‘yanımızda olmayan arkadaşlar için’ dedi. Ve Axîn yoldaş şehitler için ‘durmak olmaz bir şeyler yapmak lazım’ diyordu. Bir defasında TC devletinin hava saldırısında ağır yara almıştı. Ama bu süreci de irade ve azim gücü ile aştı. Bu bile onu durduramadı. Her aldığı görevi en iyi yapma çabasındaydı. Özellikle kadın konusu oldu mu Axin yoldaş hiç taviz vermez duruşunu net ortaya koyardı. Pkk mücadelesini tanıdığından bu yana erkek zihniyetine karşı durdu ve savaştı. Onun için kadın özgürlüğü, Önderlikten sonra gelen kırmızı çizgiydi.

En son faşist TC devleti, Erdoğan ve işbilikçilerinin Kürt halkı üzerinde yürüttüğü saldırı katliam politikalarına karşı savaşmak için direniş kalesi Cizre’ye yol aldı. Cizre’de vahşi saldırılara karşı büyük direniş sergileyerek tarih yazanlardan biri de komutan Axin Mahir Dicle oldu.

Uzun soluklu direnişten gelen Axin, son direniş mevzisi olarak Cizre’de yer aldı. Burada Cizre sokaklarında faşist Erdoğan’ın çetelerine karşı daha önce de bir çok çalışma alanında birlikte olduğu yoldaşlarıyla sonuna kadar savaştı. Onlar için PKK’nin tarihinde direnişin sembolü olan “teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür sözü tek talimattı. Onlar Mazlum Doğan’ın, Beritan’ın takipçileriydiler. Ve onlara yakışır bir direniş sergilediler görkemli Botan topraklarında. Her gün gittikçe çöküşünü hazmedemeyen faşist sömürgeci TC devleti daha da gaddarlaşarak halkımızı,yoldaşlarımızı katletme yöntemlerine birini daha ekledi. Axin yoldaş, en son bodrumda yoldaşlarıyla birlikteyken ablasını aradığında ‘Ben buraya oturmaya gelmedim. Nerede bir zulüm varsa orada yer almak için geldim’ şeklinde konuştu. Çatışmaların yoğunlaştığı günlerde tekrar aradı. Durumlarının iyi olmadığını söyleyerek: ‘Buradan artık çıkamayacağız. Tüm olumsuzluklara rağmen biz moralimizi yüksek tutuyoruz. Korkmuyoruz ama halk bu katliam girişimine sessiz kalırsa çok kötü şeyler olacak’ diyerek Cizre direnişinde yaşanacak katliam ve zulüm politikasına karşı dimdik duracağının mesajını verdi .

Axin yoldaş geçtiği her yerde başta kadınların sonra halkın sevgisini kazanarak yüreklerde yer edindi. Biz Axin komutanın yoldaşları olarak hep onun mücadeleci yanını her zaman gökyüzüne savurduğu gülüşüyle hatırlayacağız. Bize miras olarak bıraktığı Kürt kadınının direnişçi yanını kendimize esas alarak her yer direniş alanımız, diyerek mücadelemiz ile Önderliğimizi özgürleştirmeyi esas alacağız.

Tüm genç kadınlar Axin komutanın direniş çizgisinde, faşist sömürgeci erkek zihniyetini parçalamak için özgürlük saflarında yer almalı diyoruz. Zaman Axin yoldaşın direnişçi, ruhunu yaşatma direnen tüm kadınlara öncülük etme zamanıdır. Genç kadınlar üzerlerine düşen öncülük rolünü oynamalı ve bu iradeyle yüzlerini direniş saflarına dönmeli sokaklara,caddelere,dağlara akmalıdır.

 

Son mevzisinde yıldızlaşan direnişçi genç bir kadın: Axin Mahir Dicle!

Cizre’de tarih yazanlardan biri de Derya Karahan (Axin Mahir Dicle) oldu. Uzun soluklu direnişten gelen Derya, son direniş mevzisi olarak Cizre’de yer aldı. Derya, “Ben buraya oturmaya gelmedim. Nerede bir zulüm varsa orada yer almak için geldim” diyerek Cizre direnişinde yaşanacak katliam ve zulüm politikasına karşı dimdik duracağının mesajını verdi.

AMED

Cizre’de 79 gün süren ‘sokağa çıkma yasağı’nda yurttaşların bulunduğu ‘birinci vahşet bodrumunda katledilen Sultan Irmak 30 Ocak günü, ambulansların gitmemesi nedeniyle yaşamını yitirmişti. Yaralı olarak 8 gün boyunca bodrumda direnen Sultan’ın cenazesi yüzlerce kişiyle birlikte Habur, Şırnak, Antep, Mardin, Urfa’da Adli Tıp Kurumlarına kaldırılmıştı. Vahşet bodrumunda 8 gün yaralı olarak direnen Sultan’ın cenazesi aralarında Berjin Demirkaya, Derya Koç, Tuba Eminoğlu, Sakine Şiray, Güler Eroğlu, Emel Dağhan, Nursel Dalmış, Fatma Demir, Mevlüde Özalp’in de bulunduğu 66 kişiyle birlikte teşhis edilmişti.

Urfa’da cenazesi teşhis edilen Sultan, Diyarbakır’ın Silvan ilçesine bağlı Yeşerdi (Gundê Cano) köyünde 11 Şubat günü uğurlanmıştı. 4 ay boyunca Derya Karahan (Axin Mahir Dicle)’yi kendi çocuklarıymış gibi defnedip sahip çıkan Sultan Irmak’ın ailesi 4 ay sonunda yapılan DNA sonucunda defin edilenin Derya Karahan olduğunu anladı. Derya’nın ailesi Diyarbakır Sur’da katledilen Mizgin Koçyiğit ve Güler Eroğlu’nun cenazelerinin karışmasının aileler üzerinde yarattığı etkiyi içten hissettiklerini ve bu nedenle Sultan’ın ailesine giderken çok fazla sarsıldıklarını belirtti. Ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gözlerini açan Derya, 9 Ocak 1986 tarihinde Diyarbakır’da doğar. Ailenin ilk çocuğu olan Derya o süreçlerde anne ve babasının parti çalışmalarında yer almasından kaynaklı devletin baskı ve katliam politikasıyla erken yaşta tanışır. Anne ve babasıyla başlayan direniş geleneğini üstlenen Derya, babasıyla beraber halk çalışması yürütür. Gençlik çalışmalarında uzun süre yer alan Derya, babasıyla ‘yoldaşlık’ ilişkisi üzerinden çalışmalarına katılır.

‘Derya mücadelenin en güzel yüzü oldu’

Derya 15 Şubat 2004 tarihinde, Kürdistan topraklarında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklandığı günü protesto edildiği sırada yapılan kitlesel eyleme katılır. Katıldığı eylem sırasında devletin yoğun saldırılarıyla karşı karşıya kalan Derya, Sur’da bulunan tarihi Dört Ayaklı Minare önünde gözaltına alınarak tutuklanır. 10 ay boyunca tutuklu olarak yargılanan Derya, 10 ayın sonunda cezaevinden çıkar. Cezaevinden çıktıktan sonra mücadeleye daha fazla sarılan Derya, cezaevi tutsaklığının ardından 18 Haziran 2005 tarihinde gerillaya katılır. Derya’nın yaşam mücadelesini anlatan annesi Gülizar Karahan, Derya’nın yaşamı boyunca hiçbir zaman üst başına önem vermediğini aksine sadece kendisini koruyacak bir şeylerin kendisi için yeterli olduğunu söyledi. Derya’nın çevresindekilere fazlasıyla değer verdiğini söyleyen Gülizar, “Kızım çalışmalara katılmadan önce ben aktif olarak yer alıyordum. Derya çalışmalara katılınca mecburen biraz geri durdum. Sürekli olarak yoldaşlarının bir eksiği var mı diye düşünürdü. Kendini hiçbir zaman düşünmezdi. Belki de mücadele etmek kendinden önce yoldaşını düşünmekten geçer. Benim kızım da kendisine yakışanı yaparak önce ‘yoldaş’ dedi. Mücadelenin en güzel yüzü oldu” diye belirtti.

‘Derya’nın öfkesi bozuk düzene karşıydı’

Derya’nın çocukken de elindeki her şeyi arkadaşlarıyla paylaştığının altını çizen Gülizar, Derya’nın en büyük öfkesinin yaşanmaması gereken bozuk düzene olduğunu belirtti. Derya’nın gözü kara ve korkusuz olduğunu fark ettiği bir anını anlatan Gülizar, “Derya korkusuzdu. Bir eylem vardı beraber katılmıştık. Bir ara fark ettim iki polis birbirlerine kızımı gösteriyor. Derya benim ve arkadaşımın yanına gelerek ortamıza girdi. Birden polisin biri bize doğru yöneldi ve birden Derya’nın omuzlarımızdan destek alarak polisin göğsüne tekme atarak kaçtığını gördüm. Ne olduğunu anlamadım. Ardından anladım ki kızım bir kez daha tutuklanmamak adına ölümü göze alarak koşup kurtulmayı seçti. O gün kızımın cesaretine aşık oldum” dedi.

‘Devlet çocuklarımızı tanıyacağımız tek iz bırakmadı’

Derya’nın yaşamı uğruna ölecek kadar çok sevdiğine vurgu yapan Gülizar, Derya’nın esareti bir kez daha tercih etmeyerek özgürlük mücadelesine katıldığına dikkat çekti. Derya’nın mücadeleye katılımının ardından 27 Şubat 2008 tarihinde TSK’nın Zap kırsalına gerçekleştirdiği saldırı sonucu ağır yaralandığını söyleyen Gülizar, çocuğunu görmeye giden bir kadının kendisine gelerek Derya’nın durumunun iyi olduğunu bildirdiğini aktardı. Derya’nın Zap operasyonunda bacaklarından ağır yaralandığını ifade eden Gülizar, “Derya o operasyondan çok ağır şekilde kurtulmuştu. Ayağından ameliyat olmuştu ve bu nedenle Sultan’la karıştırılmış. Sultan’ın ayağında platin olmasından ve cenazeler tanınmayacak halde olmasından kaynaklı aile bizim kızımız demiş. Devlet insanların evlatlarını tanıyacağı tek bir iz bile bırakmadı. Bu durum devam edecek gibi görünüyor. Ailelere birden fazla acı çektirmek için her yolu deniyorlar. Her şeye rağmen kızımla gurur duyuyorum. Tüm saldırılara rağmen Deryam mücadelesini yarı yolda bırakmadı” diye konuştu.

‘Derya’nın yoldaşlarına bağlılığı çok büyüktü’

Derya’nın babası Mustafa Karahan, Derya’nın mücadeleye katılmadan önce çalışmalarda aktif yer aldığını belirterek, tüm çalışmalarında kendisinden bir kez dahi yardım istemediğini söyledi. Derya’nın kendi başına ayakları üzerinde yaşama tutunduğunu aktaran Mustafa, Derya’nın verdiği mücadele karşısında kendisinin hiçbir şey yapmadığını kaydetti. Mustafa, “Derya evin ilk çocuğu olmasından kaynaklı yeri bende çok farklıydı. Bir baba kız olmaktan öteydi aramızdaki ilişki. Çünkü biz Derya ile yoldaş olabilmiştik. Partide yan yana olmamıza rağmen tek bir gün bir şeye ihtiyacımız var diyerek yanıma gelmedi. Kimse onunla baba-kız olduğumuzu bilmedi. Derya’nın yoldaşlarına bağlılığı beni hep etkilerdi ve gidişiyle de beni daha çok etkiledi. Derya’nın mücadeleci bir duruşu en başından beri vardı. Kadın noktasında çok titiz davranırdı. Bana çok bağlı olmasına rağmen annesine karşı her hareketimi ölçer ve eleştireceği noktada konuşurdu. Tüm kadınların kadın kimliğini yüceltmesi gerektiğini söylüyordu” diye belirtti.

‘Kadın ve çocuklar katledilirken duramam’

Derya’nın cezaevi pratiğinin arından bambaşka bir kişiliğe büründüğünü aktaran Mustafa, Derya’nın çıktıktan sonra çalışmalara daha fazla katıldığını söyledi. Derya’nın katılmadan önce kendilerini gizli numaradan arayarak buzdolabının üzerine bakmalarını söylediğini ifade eden Mustafa, “Derya bize mektup bırakmıştı. O mektupla bir daha geri dönmeyeceğini anladık. Zaten Derya burada tutsak olmaktansa o dağlarda özgür olmayı çoktan tercih etmişti. Mektubu okuduğumuzda şu cümlelere yer vermişti: ‘Anne-baba ben burada artık dayanamıyorum. Kendi topraklarımda çocuklar katledilirken eli kolu bağlı şekilde izleyemiyorum. Her an tutuklanacağımı düşünerek yaşamaktansa özgür dağlardan katledilen çocuklar için mücadele yürütürüm. Çocukları, kadınları katleden bir devlete karşı en büyük mücadele orada verilir. Beni anlayacağınızı düşünüyor ver kararıma saygı duyacağınızı biliyorum” diye anlattı.

‘Derya nerede bir zulüm varsa orada yer aldı’

Derya’nın kardeşi Alev Karahan ise, Derya’nın Cizre’ye geldikten sonra kendisini aradığını vurgulayarak, Derya’nın kendisine Cizre’de olduğunu kimseye söylememesi gerektiğini tembihlediğini belirtti. Alev, “Derya Cizre’ye geldiğinde beni aradı. Açtığımda telefonun ardındaki kişinin ablam olduğunu hemen anladım. Nasıl olduğunu sorduğumda bana çok yakın bir yerde olduğunu söyledi. Cizre’nin tehlikeli olacağını kalmaması gerektiğini söylediğim de bana verdiği cevap, ‘Ben buraya oturmaya gelmedim. Nerede bir zulüm varsa orada yer almak için geldim’ şeklinde oldu. Çatışmaların yoğunlaştığı günlerde tekrar aradı. Durumlarının iyi olmadığını söyleyerek: ‘Buradan artık çıkamayacağız. Tüm olumsuzluklara rağmen biz moralimizi yüksek tutuyoruz. Korkmuyoruz ama halk bu katliam girişimine sessiz kalırsa çok kötü şeyler olacak’ dedi. Zaten 24 Ocak’tan sonra Derya’ya ulaşamadım. Ablam mücadelenin en güzel anlarında yerini aldı. Hep zulme karşı baş kaldırdı” dedi.

Close