GenelYurtsever Gençlik

TARİHİN DERİNLİKLERİNDEN KADIN KOMÜNLERİ

Nucan Serdoz ✍️

İnsanlık, oluşumundan bu yana hep varlıklarından sormuş, farklı erimeler ve dönem koşullarına göre hakikate ulaşmaya çalışmıştır. Sezgi, inanç, gelenek, felsefe, bilim vb. birçok yöntem denemiş, kendini anlama çabasını hep sürdürmüştür. Bu çabasına cevap bulamadığı yerde, varlığın mucize diye sonuçlanmış, varlığı ve varlığın tanrının ilahi gücü ile açıklanmıştır. Fakat Önder Apo bu konumda ”ama aslında doğanın evrimi incelenirse, mucizevi durumlar görülür. Bir mucize varsa, evrenin diyalektiğindedir” demektedir. dolayısıyla canlıyı, varlığını mucizevi kılan aslında diyalektiktir. Diyalektik, evrensel olduğu sürece en küçük hücrede de bu mucizeviliğini sürdürür. Diyalektik kavram olarak diyalog ve etik kurallı ortak değerlerin inşasının gerçekleşeceği. Haliyle varlığının etik ve ilkeli ispatı, teklikle değil diyalektikle ancak mümkün olabilir. Bu hem onları hem de ikinci doğa diye nitelendirdiğimiz toplumsallıkta da böyledir. Toplumun oluşumu da diyalektik birlik sonucudur. Toplumun bu tarzdaki var oluşumunu da Önder Apo komün olarak değerlendiriyor.Görseller

Önder Apo ”Komün, anacıl toplumsal dil ve kültürü ifade eden kavramdır” demektedir. Yani diyalektik birliğin sonucu ortaya çıkan toplumsallık, ana-kadın yaratımı olup kişiliğinin sürdürülmesi bu temellere dayanır. Dolayısıyla evren ve doğadaki bu birlik kadın şahsında insanlıkta da varlığını sürdürmüş ve anlamı ile derinleşmiştir. Bu nedenle de varlığının anlam bulması kadının öncülüğünde gelişmiştir diyebiliriz. Önder Apo Demokratik Komünal Toplum Manifestosunda ”Klandan çıkma tüm kabileler ve aşiretleşmeler, ortalama kurbanlarki büyük kandaş olmayan ideolojik gruplaşmalar, eskiden dindeki yarılmalar, Yeniçağ’daki ütopistler komünalite içinde değerlendirilebilir.” demektedir. Yani toplumsal ortak fikir, düşünce, inanç, ortak değerlerde buluşması kominaliteyi doğurmuştur. Tarihten yayılana kadar ortaya çıkan tüm bu komünleşmeler ve komün deneyimlerinde kadın rolünde her zaman rol almış, kadının rol oynadığı toplumsal çıkışlar bu kadının kaybettiği ve sürekli olarak atak sistemi hizmet vermiştir. İlişkilenme, paylaşımda bulunma olguları toplumsallaşmanın bir ilkesidir. Tarihte kastik katilin saldırılarına rağmen kadın liderliğinde toplumsal ilişkilenme, paylaşımda bulunma, yani komünleşme arayışı hep devam etti.

Tarihte bunun örnekleri Ortadoğu’da bir inanç ya da halk hareketi olarak ilan edilebilecek olan Hürremizm, Karmatiler, Yarsanilik, Bedreddini Hareket, Babek ve daha birçok örnekle toplumsal komünal hareketler kadın fikri, duygusu, düşünceleri ile kendinden sonraki tüm inançlarını etkilemiştir. Yine kapitalist modernitenin yavruculuğu, aşırı tüketimin dayattığı anti-toplum olmayı ilkeselleştirdiği Avrupa ülkelerinin sınıf bölümlerinden doğru ortaya çıkan devrim ve komün denemelerinde yine kadınların örgütlenmeleri ve mücadeleleriyle isimlerini tarihe yazdırmışlardır. Fransız Devriminde, Paris Komününde, dünya enternasyonal çıkışlarının da, Sovyetlerde kadınların ne kadar bu kadar geniş bir yelpazede izlenmediği, birlik ve örgütlenmenin hayati odaklanmanın bilincinde olarak örgütlenme alanları yaratılmıştır. Fazla miktarının bedelini ağır ödeyeceğini bildiğiniz ve ödediği halde…

Daha yakından inceleyecek olursak; Zerdüştlükteki diyalektik düşüncenin gelişimi uzun bir inzivanın sonucu açığa çıkmıştır. Zerdüşt’ün uzun yıllar toplumun yaşadığı sömürgeciliğe karşı direniş göstermesi için gösterdiği çabaların sonuçsuz kalması onu yeni yöntem arayışlarına yönlendirir fakat örgütsel gücü bunu karşılayamamıştır. Ulaşabildiği her yere ve toplumun tüm ke simlerine gitmesine rağmen insanları ikna edemeyince umut ve hayalleri yıkılır, cesareti ve inancı bitme noktasına dayanır. Tam bu süreçte tanıdığı Vahu Menah adlı yaşlı bilgeye danışır. Kaynaklara göre bu yaşlı bilge Tanrıça Ahura Mazda’nın aynı isimdeki meleğinin insan biçimindeki halidir. Vahu Menah Zerdüşt’e bu şekilde halkı etkileyemeyeceğini ve herşeyden önce kendisinin çok yönlü, düşünce ve kişilikte köklü bir değişimle toplumda da değişim yaratarak bunu başarabileceğini söyler. Bunun için de uzun süreli bir yoğunlaşma ve derinleşme süreci gerektiğini söyler. Zerdeşt bu öneri üzerine Sebelan olarak bilinen dağ’da yaklaşık on yıl sürecek olan bir inzivaya çekilir. Bu inziva süre cinde gece-gündüz, soğuk-sıcak, karanlık-aydınlık, fırtına-sakinlik gibi doğa olaylarını toplumun gele nekleri ile yaşam ve ilişki biçimini inceler ve yorumlar. Bu düzeye ulaştığında Ahura Mazda kendi sini ona gösterir. Zerdeşt Ahura Mazda’ya aklındaki tüm soruları sorar. Ahura Mazda cevaplar, Zerdeşt Ahura Mazda’nın belirttikleri ve ulaştığı sonuçları yazıya döker. Otuz yaşına kadar süren bu inziva sü recinde Zerdeşt Ahura Mazda’dan aldığı perspektifle yeni bir yaşam ve toplumu yaratacak zihniyet ve kişiliğe ulaşır. Ahura Mazda’nın öğretisine göre; eşitlik, adalet, paylaşım toplumun her daim talebi olmalıdır.

Hürremizm de kökenleri Ahura Mazda’nın komünal toplum ilkelerine dayanan komünalist bir mücadele çizgisidir. Hürrem ise ahlaki ilkelere dayalı politik inancını topluma dayandıran bir halk önderidir. Mazdek ve Hürrem’e ilişkin tarihi kayıtlar genellikle Mazdek’in bir inanç önderi olduğunu Hürrem’in de onun eşi olduğu için Mazdek öldükten sonra onun devamcısı olduğunu yazar. Fakat her şeyden önce dönemin Sasani İmparatorluğuna karşı birlikte başlattıkları kast, sınıf ve her türlü sömürü düzeninin karşısında birlik olup ortak bir mücadelenin öncülüğünü yapmışlardır. Tabi bu ortak mücadelede Hürrem’in ön plana çıkan ve onu esas önder yapan temel özelliklerinden en belirgin olanı onun komünal ve toplumsal yanıdır. Mazdek ve Hürrem’i tanımlarken tarihi kaynaklar Mazdek’in bilgisinin çok Hürrem’in ise yorum gücünün derin olduğu, Mazdek’in soylular arasında yetişmiş bir lider olduğu, Hürrem’in ise bir halk kadını olduğu belirti lir. Dolayısıyla Tarihi kaynaklarda Mazdekizm olarak geçen ama esas ideolojik derinliği Hürremizm olan halk hareketinin topluma dayanan komünal yanı Hürrem’in öncülüğünde gelişmiştir. Dolayısıy la Mazdek de ilk hürremi olarak değerlendirilebilir. Hürremizm’de kadınlar yaşamın komünal ilkelerine öncülük yapmaktadır. Mahalle, köy, sokaklarda ve tüm yaşamda her zaman birlikte hareket ederlerdi. Bu durum toplumsal yaşamın her alanında görülür, kadınlar birlikte iş yapmayı ahlakın temeli sayarlar, tersini ayıplarlardı. Yaşamda kazanılan komünal ilkeler onları savaşta da öz savunma düzeyinde bir direniş çizgisine getirmiştir. Hürremizm yüzyıllar sonrasına kadar da kendisinden sonraki toplumsal hareketleri etkilemiştir. Sonrasında açığa çıkan Ortadoğu halk hareketlerinden biri de Karmatiler’dir. Karmatilerde de kadınlar öncülüğünde ortak dini ayinler yapılır, her türlü toplumsal faaliyette kadı nın rolü belirgindir. Bu yüzden de yaşamda keskin cinsiyetçi ayrımlar yoktur. Benzer şekilde Bedrettiniler de kadın-erkek emek ortaklaşması ilkesi ile komünal kadın öncülüğüne örnek gösterilebilir. Yine İhvanı-Safa ya da farklı dillerden çevirince ‘’Halis Kardeşler’’ de denilen ve 10.yüzyılda Basra’da açığa çıkan felsefe akımının taraftarları da yaşam ilkeleriyle komünal örnekler olarak gösterilebilir. Yaşamın düzenlenmesinde onlar tarafından ken dilerini özgür kıldıkları alanlarda ‘’Dar-ül Safva’’adı verdikleri arınma evleri kurmuşlardır. Bu arınma evlerinde kadınların oluşturdukları yaşam ilkeleri geçerliydi. Bu evlerde doğan çocuklara ‘’Evlad-ül safva’’ yani arınmış çocuklar deniliyordu ki bu da kadının oluşturduğu bu mekanlarda doğan çocukların doğalında arınmış kabul edildikleri anlamına gelir ve bu çocuklar tüm toplumun öncüleri olarak yetiştirildikleri için birilerine ait değillerdir, kamu nun himayesinde büyütülüyorlar. Ortadoğuda kadın merkezli açığa çıkan ve kendisinden sonraki tüm hareketleri de etkileyen komünalist halk hareketleri tüm dünyada da sosyalizm ve demokrasi mücadelesine ilham kaynağı olmuştur. Kapitalizmin merkez gücü görevini gören avrupa ülkelerinde de sınıf ve cins mücadeleleri enternasyonal örgütlenmeler, feminizm, sosyalizm denemeleri yeni arayışlar ve yeni süreçler doğur muştur. Her dönem de kendi fikirini, düşünce tarzını, öncülerini açığa çıkarmıştır. 1780’lerde sosyal, siyasi ve ekonomik sebeplerin yanı sıra aydınlanma çağının etkileriyle birlikte ortaya çıkan mutlak monarşi karşıtı eylemlerle başlayan Fransız Devrimi, yaygınlaşarak sadece şehirlerde değil kırsal kesimlere de yayılmış ve mutlak monarşi yıkılmış,

Birinci Fransız Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu gelişmelere paralel olarak da bu devrimde yer alan kadınların mücadelesi de ayrıca değinilmesi gereken bir konudur. Kadın hakları mücadelesi Fransa devrimiyle yükselen eşitlik ve özgürlük dalgasına rastlar. Onlar bir yandan sokaklarda silah kullanırken, diğer yandan politikaya sarılırlar. Kulüpler kurup, siyasi gazeteler çıkarırlar. Kendi salonların da edebiyat, güzel konuşma yeteneği geliştirerek, tarih ve felsefe bilgilerinde derinleşirler. Burjuvazinin sloganı olan eşitliği, özgün olarak cinsler arası eşitsizliklerde sorgularlar. Kadınlar kendi demokratik sloganlarını talepleriyle somutlaştırdılar. Fransa’da kadınlar 1830’da üç gün boyunca süren ‘‘şanlı’’ ayaklanmaya aktif katıldılar. Barikatlar kuranlar, cephane hazırlayanlar, ellerinde silahlarıyla mücadele edenlerin arasında yer aldılar. 1832’de Paris’li kadın işçiler “kadınlara çağrı” başlığıyla bil diri yayınladılar. Orada bu hareketli devrim çağında pasif kalmamayı, sömürünün bir kader olmadığını, özgür doğduklarını, haksızlıkları kabul etmediklerini belirtiyorlardı. Bu dönemde “özgür kadın” adlı bir dergi çıkardılar. Bu süreçte mücadele eden kadınlar toplum içinde kadın öncülüğünün azalma sının toplum düzeninin çöküşüne tekabül edeceği ve kadın özgürlüğünün toplumun ilerleme düzeyini göstereceğini belirtince çok büyük ilgiyle karşılanıyorlardı.

1870 yılında Bismarc Almanya’sıyla Fransa arasında yeniden savaş çıkması üzerine Fransa kuşatılır ve monarşist Theirs meclisin başına getirilir, bu süreçte Paris merkezi denetim dışında kalır. Bu boşluktan yararlanan işçiler hükümetin başına geçer. Bundan sonra tüm devlet yetkilileri seçimle iş başına gelir. Paris Komünü’nü ilk günleri olan Thiers’in etkisizleştirilmesinde kadınlar çok önemli roller oynadılar. Dönemin önde gelen örgütlerinden “Paris’i savunma ve yaralılara yardım için kadınlar birliği’’ kurulur. Paris Komününe toplumdan dışlanan fahişeler de katılır. Aman’da adlı fahişenin örgütleyici kişiliği ve cesur tavırları bu kesime olan bakışın değişmesine yol açtı. Artık fahişeler de kadınlar birliğine katılıyorlardı. Komünün yenildiği kanlı mayıs hafta sında kadınlar barikatlarda kahramanca can verdiler. Gerek Fransa burjuva devriminde gerekse de Paris komünü barikatlarında kadınların direnişi çok çarpıcıdır. Aslında Fransa kadın yurtseverliğinin çok tarihi bir mirası vardı.

2. Enternasyonal’e bağlı kadınlar toplantısında Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrı kası ölümünde ölen kadın işçilerin anısına 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanması süresini uzattı ve öneri oybirliğiyle kabul edildi. III. Enternasyonal’de kadın özgürlüğü için komünist kadın hareketi kurumsallaşır ve uzun bir süre örgütlenme faaliyetlerini yürütür. Faaliyetleri arasında kadın kulüpleri kurma, felsefe ve edebiyat tartışmaları yer almaktadır. Dönemin ekonomik ve sosyal sorunlarına kadın cephesinden de çözüm arayışı ve mücadelesi çerçevesinde bir araya gelen kadınların birçok eylemselliğinde serbest adaylar. Her ne kadar kadın özgürlük mücadelesi açısından bugün beklediğimiz seviyede bir yanıt olunamamışsa da Clara Zetkin gibi kadınların dönem koşulları karşısında zekası ve cesaretli yetenekleriyle kadın mücadelesi bakış açısı bize önemli miraslar bırakmıştır. Clara Zetkin, Rosa Luxemburg, Olympe De Guages ​​ve daha birçok devrimci kadın feminizm akımının Avrupa’da göze çarpan damga vuran eylemselliklerin öncülüğünde düzenlendi.

Kadınlar Ana-Tanrıça kültürünün toplumsal komünal değerlerinin onun döneminde en büyük koruyucuları olmuştur. İnanna’dan devraldıkları MA kültürü Hürremizm’de inanca dönüştürdüler, Ortadoğu’da Zenobia gibi savaşçı kadınlar ve dev erkek ordularıyla savaştılar. Antik’da Agora’lar da bilim ve felsefenin toplumla bağını kuran Filozof Hypatia’nın, ortaya çıkan mezhep çatışmaları olaylarına yönelik ”Hiçbirimiz ile benzemiyoruz. Ama bizi birleştiren şeyleri, bizi diğerlerinden ayıran daha iyi, hepimiz kardeşiz” karşıtlığın, ırkçılığın kısacası faşizmin bizi parçalamaya yetmeyecek bir şey olduğunu vurgularken esas olanın benzerliklerde buluşmak, komünalleşmek olduğunu belirtiyor. Kadınların erkek egemenlikçi kapitalistlerinin karşıtları Avrupa kıtasındaki ülke ülke oy hakkı için verebildiler, büyük bedeller ödediler. Tüm bu ağır bedeller sadece ve sadece Önder Apo’nun da vurguladığı ”kendi ne ait bir oda”da varlık kazanılmış, inkar edilmeyen kimliğiyle özgürce bir yaşam, komünal değerler ve demokratik bir toplum içindir. İçerisine ait bir oda, bireysel bir yaşam arayışından doğan bir ihtiyaç değildir. Felsefi, edebi, bilimsel duygu ve tüm toplumlarda yayma çabasından doğan mekansal bir ihtiyaçtır. Bu bir oda olur, bir zindan ya da bir meydan olur fark etmez, fikirler ortak bir ruhta birleştikten sonra…

Related Articles

Close