GenelÖnderlik Değerlendirmeleri

15 Ağustos Atılımı yeni bir yaşam yeniden doğuş ve diriliştir

Yurtsever Kürdistan halkına

Değerli halkımız

15 Ağustos Atılımı’nın 9. yıldönümünün size kutlu olmasını dilerken, 10. savaş yılının da üstün başarılarla dolu geçmesini diler ve bu temelde sizleri selamlarım.

15 Ağustos Atılımı bizim için bir yaşam, yeniden doğuş ve diriliştir. Sadece bir ulusal kurtuluş, bir gerilla savaşı değildir; hücrelerimize dek uyutulmuş ve kirlenmiş ne varsa temizleme hareketidir, uyanma ve direnme hareketidir. Binyılların bütün uyuşukluğuna, parçalanmışlığına, güçsüzleştirilmesine ve yoksullaştırılmasına karşı bir varolma hareketidir. Ulusal varoluş, toplumsal varoluş, maddi ve manevi her alanda varoluş savaşıdır.

Bu yaşadığımız yıllar ve sıcağı sıcağına yaşadığımız bu günler her zamankinden daha fazla hepinizi derinden sarsıyor, meşgul ediyor, düşünmeye ve duymaya sevk ediyor. Başımıza gelen nedir, bundan sonrası ne olacak diye soruyorsunuz. Bir yandan büyük umut, bir yandan büyük endişeler yaşanıyor. En önemlisi de yeni bir yaşamın derin etkisi altında yeni yaşama göz açma, bütün baskı ve işkenceye rağmen bu yaşamı tek yaşam seçeneği olarak kabul etme, tüm varlığını bu yaşam için adama, sizin şu anda kabul ettiğiniz yaşam tarzınız oluyor.

 

Değerli Kürdistan halkı

Tarihte ilk defa böylesine bir gelişme ile karşı karşıya olduğunuzu biliyorsunuz. İlk defa bir yaşam şansı elde ettiğinizin, ilk defa zafere yürüme şansının eşiğine geldiğinizin farkındasınız. Mümkünse tarihimize biraz bakalım; dünyaya ve düşmana bakalım: Kendisi için ne yapmış, ne istiyor, kendisi neyi yaşıyor? Kendimize bakalım: Tarihin, dünyanın, düşmanın bizim için ne olduğunu iyi anlayabiliriz. Yara derindir, fakat canlanma ve sağlığa kavuşma da ihtimal dahilindedir. 15 Ağustos Atılımı’nın dokuzuncu yılında gerçekleşen, biraz da yaranın sağlam tedavi edilebileceği ve sağlam bir bünyeye ulaşılabileceğidir.

Yaşam azminin kesinliği anlaşılmıştır. Bu savaş, sadece askeri ve siyasi yönden bu kadar kazandık demekle anlatılacak bir savaş değildir. Bu çok dar bir yaklaşım olur. En önemlisi bu savaş bizi sadece yaşama yeniden döndürmekle, bir kimlik arayışına ve kimliğin gerçekleşmesine ulaştırmakla olmuyor, yaşamın en güzelinin mümkün olduğuna da hem inandırıyor ve hem de ona adım adım yaklaştırıyor. Bunlar büyük kazanımlardır. Bizim gibi yaşamı ayaklar altında çiğnenen, her gün hor ve hakir görülen, insan yerine bile konulmayan bir halk için böylesine güzel bir yaşam şansını elde etmek kelimelerle izah edilemez. Bunu böyle bilmek gerekir. Düşman bütün gücüyle, basın yayınıyla, askeriyle, politikacısıyla, hemen her olanağıyla üzerimizde niçin bu kadar duruyor? O yaşamı gasp ettiğini, halkın uyanmasının ne anlama geldiğini biliyor. Kahrettiği bir halkın ne istediğini, nasıl istediğini ve bunu nasıl elde edeceğini biliyor. Bu, oligarşik rejimi dehşete düşürmüştür.

Son olup bitenlere bakalım: 12 Eylül faşizmini bilirsiniz. 1980’li yıllara doğru geldiğimizde Kürdistan’da bir uyanış başlıyordu. Bu, PKK önderliğinde oluyordu. Faşizmin özel savaş kurumlarının ilk örgütlü olduğu yerler var: Maraş, Malatya, Sivas, Erzincan vb. Bunlara ilk katliamları 1970’lerin sonlarında biraz da tarihi anımsatırcasına uygularken, aslında halkımızın ilk uyanışına böyle bir katliamla cevap verip sinmesini ve daha gözünü açar açmaz tekrar kapatmasını istiyorlardı. Bunu böyle anlamak gerekir. Özel savaş, onun faşizmi, MHP’si, ülkücüsü devletten bağımsız değildi. Devletin gizli koluydu, sivil koluydu veya öyle gözüküyordu. Ama birçok halkın başına getirdikleri felaketler vardır. En son Kıbrıs halkının, tarihte Rum ve Ermeni halkının başına getirdikleri felaketler vardır. O zamanki deyişle Teşkilat-ı Mahsusa’yla topraklarından, yaşamlarından katliamla koparışları vardır. Onun en son halkası, 1970’lerin sonunda Kürt halkının başına getirilmek istendi.

Tarihi iyi bilmek gerekir. En son Sivas katliamından herkes ürküntü duydu. O küçük bir katliamdır ve kökeni tarihin derinliklerindedir. Dersim katliamı daha dün kadar yenidir, Maraş katliamı yine daha dün kadar yenidir. Ama bunlar katliamdı ve hepsi de Kürt katliamlarıdır. Bu yıllarda işbirlikçilerle ilişkiler vardır. İdris-i Bitlisiler devrededir. Güney Kürdistan’da ve her tarafta dürüst devrimciler imha edilirken, onlar güçlendirildi. Köy korucuları birden ortaya çıkmadı. Onların temelleri yüzyıllar önce, İdris-i Bitlisi zamanında Sultan Abdülhamit zamanında, M. Kemal zamanında ve en son 12 Eylül döneminde atıldı. Hepsinin bir tarihi vardır.

Direnişin de bir tarihi vardır. Bunun en son halkası PKK idi. İsyanlar oluyordu; iki ayda, en fazla altı ayda en kötüsünden eziliyor ve her zaman daha fazla düşüş gerçekleşiyordu. PKK direnişi yeni bir direniştir. TC’yi doğru tanımak kadar, kendisini ve çağı doğru tanımaya ve tarihi doğru bilmeye dayanan bir harekettir. Bu hareket oldukça bilimsel temelde başladı. Halka doğru yaklaştı, örgütü doğru geliştirmeye çalıştı. Savaşa da doğru yaklaşmaya çalıştı. Bu, 1980’e geldiğimizde Türk devletinin görülmemiş bir biçimde üzerine gelmesine yol açtı.

Önder APO

Related Articles

Close